banner

Aslında uç noktalarda ki konular hakkında yazmak büyük sorumluluk gerektirir. Çünkü söz konusu olan din ve hata kabul etmeyen bir niteliği var. Bu yazımda sizlere Hatay’ın Altınözü ilçesinde ki Sarılılar Mahallesinde bulunan Hıristiyanlardan bahsedeceğim. Burada bulunan Hıristiyanların hepsi yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan  Arap kökenli Türklerden. %90’dan fazlası Müslüman bir ülkede ibadetlerini ve yaşam biçimlerini nasıl sürdürdüklerini sorguladım.

Ortodokslar Hıristiyanlıkta bilinen 3 farklı mezhepten biri. Ve Altınözü Sarılılar Mahallesinde ben Rum Ortodokslarını ziyarette bulundum.

a1

Sayıları Hatay’da bir hayli fazla olan Türk Hıristiyanlar yüzyıllardır bu topraklarda ibadetlerini gerçekleştiriyorlar. Hıristiyanların sayısı yalnızca bu mahallede 400 hane.  Mahallelerinde bir Ortodoks Kilisesi, bir Protestan kilisesi ve Hıristiyan Mezarlığı bulunmakta. Mahallede sadece Hıristiyanlar değil Müslümanlarda bulunmakta. Bunun yanında mahallenin muhtarı da Hıristiyan.

a2

İlk olarak Sarılılar Mahallesinde ki Aya Yorgi Hıristiyan Rum Ortodoks Kilisesi’ne geçtik. Burada bizi Kilisenin papazı B. Cebrail Kuşoğlu karşıladı. Çok içten bir samimiyetle sorularımın neredeyse hepsini ayrıntısı ile cevapladı. Ayinlerde yakılan tütsü kokularından olsa gerek kilisede farklı ama hoş bir koku vardı. Müthiş temiz ve özenle tasarlanmış bir kilise. Zaten içerisinde görselliği en çok olanlar Ortodoks Kiliseleri.

a3

Duvarlarında Hz. İsa’nın sözleri fotoğrafları ve Meryem Ana ile birlikte olan figürleri ve haç işaretleri var. Hıristiyanlıkta sembol olmuş heykeller ve tablolarda mevcut. Bu tablolardan en bilindiği de tahmin edeceğiniz üzere “Son Akşam Yemeği”. Bu tablonun önemini sorduğumda, Papaz Efendiden aldığım cevap şöyle oldu; Tablo Hz. İsa’nın Roma’lı askerlerce tutuklanmadan önceki son yemeğini yansıtıyor. Hz. İsa ve Havarilerinin kutsal kâseden şarap içtikleri bu resim Leonardo Vinci’ye aittir.

a6

Papaz efendi, resimde bulunan kişilerden birisinin daha önceki yazılarımda uzunca bahsettiğim “Habib-i Neccar” olma ihtimalinden bahsetti. Antakyalı olan, Hıristiyanların ve Müslümanların kutsal kitabında adı geçen ve İsa’ya ilk inanlardan olan Habib-i Neccar Hatay’da saygıyla anılan bir zat. Ayrıca tabloda 13 havarinin olduğunu ve içlerinden birinin Hz. İsa’ya ihanet ettiğine inanarak 13 rakamının Hıristiyanlıkta uğursuzluk getirdiğine inanılır.

a7

Kilisede ayrıca bir vaftiz odası mevcut. Vaftiz Hıristiyanlıkta kişinin alnını ıslatmak veya tüm vücudunu suya batırmak şeklinde icra edilen bir dini “arınma” ve “yeniden doğma” törenidir. Genelde yeni doğmuş çocuklar burada Vaftiz edildikten sonra Hıristiyan sayılıyorlar ve Vaftiz’den sonra çocuğa isim veriliyor. Vaftiz odasında bulunan yuvarlak biçimde vaftiz taşında bu kutsal tören gerçekleştiriliyor. Aya Yorgi Kilisesinin yapımından beri hiç değiştirilmeyen bu taşta kilise gibi oldukça eski.

a9

Kilisede ki oturmak için bulunan sıraların dinin iletişime verdiği değerlere göre yapıldığını söylüyor Papaz Efendi. Öyle ki oturanların yan yana olmaları ve iletişim kurmaları için oldukça müsait. Amacına uygun bir yapıya sahip.

Kilisenin çanları bir Sabah bir de akşam ayinleri için günde iki defa çalıyor. Normalde kilisede her gün ayin yapılıyor ama en kalabalık oldukları gün, kutsal günleri olan Pazar sabahları gerçekleştirdikleri ayin. Nasıl ki Müslümanlar da normal günlerde camiye yaşlılar gidiyor, onlarda da Pazar günleri haricinde genelde yaşlılar Kilisede ayinlere katılıyor. Kadınlar ile erkekler aynı anda ibadetlerini yapabiliyorlar. Ve kadınlar Kilise’ye girerlerken eşarpları ile başlarını örtüyorlar.

a10

Kilisenin bahçesinde, kilisenin yapıldığı günden bu yana papazlık yapan kişilerin kabirleri bulunmakta. Öldükten sonra bu kişileri Kilise bahçesine papaz kıyafetleriyle, elinde de İncil ile oturur bir şekilde gömüyorlar. Bunu duyduktan sonra bahçedeki mezarlar çok farklı bir hal aldı bende. Sanki o kabrin içinde ölü değil de, kıyamete denk İncil okuyup dua eden bir papaz varmış gibi geliyor. Sanki yaklaşınca içeriden papazın dua sesleri gelecekmiş gibi garip bir his sardı beni.

a11

Kilise de bir de morg  var. Ölen kişiler burada  siyah haç işareti olan tabutlara koyuluyor. Ölü için Kilisede düzenlenen ayinden sonra mezarlığa defnediliyor. Mezarlıkta aynı aileye mevcut kişiler yan yana veya üst üste gömülüyor. kabrin içerisinde tahtadan yapılan raflar ile aileden yeni biri öldüğünde aynı mezarın içine gömülüyor.

a12

Mezarlıkta ki bir kabir ise oldukça dikkatimi çekti. Diğerleri gibi kabrin altı oda gibi yapılmış ve uygun rafa ölü defnediliyor. Fakat ölünün üzeri toprakla örtülmüyor. Kabrin hemen yanında odaya inan birde kapak var. Aileden ölen bir kişi olduğunda bu kapak açılıp, içeride kendisine ayrılan bölüme koyuluyor. Neredeyse her mezarda daha önceden yanmış mumlara ve haç işareti heykellerine rastlamak mümkün. Kilisede ayinden sonra yakılan mumlar ile Hıristiyanlar kiliseden ayrıldıktan sonra o mum yandığı sürece dualarının sürdüğüne inanıyorlar. Sanıyorum mezarlıkta ki mumlarda buna benzer bir amaçla yakılıyor.

a13

Hıristiyanların dini bayramları Paskalya Bayramı ve Noel’den oluşuyor. Paskalya Bayramında Hz. İsa’nın çarmıha gerildikten sonra ki 3. gününde yeniden dirilişini kutluyorlar. Paskalya bayramında evlerde o güne özel çörekler hazırlanır, Hıristiyanlıkta önemli olan mumlar yakılır ve bol bol dualar okunur. Paskalya bayramının günü her yıl değişmektedir. Ama genellikle Mart Ayının sonlarında başladığı ve Nisan ayı boyunca sürdüğü kabul edilir.  Noel ise her yıl 25 Aralıkta kutlanır. Noel Bayramı Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın doğuşu olarak kabul edilir.

a16

Bayramlarından konu açıldığında hemen “Dininizin farklı olmasından dolayı sıkıntılar yaşıyor musunuz?” oldu. Zaman zaman sıkıntılar yaşadıklarını söyleseler de hallerinden gayet memnun olduklarını dile getirdiler. Eee! o sıkıntı Müslümanlar arasında bile oluyor. İstisnaların çıkması olağan dedim bende. Dini bayramlarına Müslüman komşularının da gelip onlara eşlik ettiklerini ve Paskalya günü için yaptıkları çörekleri yine Müslüman komşuları ile paylaştığını duymak beni çok mutlu etti. Bunun üzerine bende “Müslümanların dini bayramlarında siz neler yapıyorsunuz?” sorusunu sordum.  Aldığım cevap ise çok gurur vericiydi.

a18

Çünkü Müslümanlar iftar sofralarına Hıristiyan aileleri de çağırıyorlar. Hep birlikte sofraya oturup ezanı bekliyorlar ve aynı anda yemeğe başlayıp iftarın eşsiz tadını farklı dinlerin bir gönülleri olarak birlikte yaşıyorlar. İşte Türk misafirperverliği budur. Dinler, isimler, bölgeler, inançlar değişse de, Türk olgusu değişmiyor işte. Türk misafirperverliği budur. Türklük budur.  Dinlerimiz farklı ama gelenek ve göreneklerimizden gelen misafirperverliğimiz herkese aynı. Sadece bununla da kalmıyor, Kurban Bayramlarında Müslüman aileler kestikleri kurbanların etlerini Hıristiyan komşularına da veriyorlar. Söze gerek var mı?

a19

Kiliselerin bölgelere göre değişen sorumlu oldukları Patrikleri var. Benim gittiğim Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi, Suriye’de bulunan Patrik’e bağlı. Hatay’da Papaz olacak Rum Ortodoksları Suriye’de bulunan Patrik’te yaklaşık 2 yıl boyunca aldıkları eğitimin ardından papazlık görevlerine başlıyorlar. Patriğin yetkileri kendi patriklik bölgeleri sınırları içerisidir. Türkiye’de bulunan Rum Ortodoks kiliseleriyle iki ayrı Patrik ilgilenir. Biri Suriye’de diğeri ise İstanbul’da ki Fener Rum Patriğidir. Bu iki patrik Türkiye’de ki Rum Ortodoks Kiliselerinden yükümlüdür.

a21

Papaz’ın davetini hemen kabul ederek birlikte akşam ayinlerine de katılma imkânı buldum. Bu sayede ayin sırasında okuyucularıma özel fotoğraflar yakalama imkânı buldum. Kilisenin iki papazı da ayine gelerek birlikte ayini gerçekleştiriyorlar. Ayin sırasında ayakta kadınlı-erkekli okunan dualar sırasında herkes içinden geldiği sıklıkla istavroz çıkartıyor ( Elleri ile göğüs kısmı ile baş arasında elleriyle haç işareti yapmalarına İstavroz çıkarma denir.) Dualarını kimi zamanlarda Türkçe yaptıklarını öğreniyorum Papaz’dan. Bu çok güzel bir şey aslında. Duanın anlamını bilerek okumak.

a23

İncil’inde Arapça yazıldığı için duaların birçoğu Arapça. Ama bu illa ki Arapça okunacak anlamına gelmiyor. Hatay’da Arapça günlük zamanda da sıkça kullanılan bir dil olduğu için duaları Arapça okuduklarını söylüyor (Duaların anlamını herkes anladığı için) Papaz Efendi. Ama yeni nesillerin Arapçayı fazla kullanmadığı için kendisinin çevirdiği duaların ve ilahilerin bazılarını artık Türkçede okuyor.

a24

Duaların Türkçeye ya da bir başka dile çevirmek papaz’ın yetkisinde. Özellikle kiliseye misafir amaçlı gelip ayine katılanlar olduğunda onların da anlamaları için dualarını özellikle Türkçe okuduklarını söylüyor. Onlarda dualarının sonunda bizimle aynı şeyi diliyorlar Allah’tan. Vatana ve millete iyi dileklerini sunuyorlar ve birlik beraberlik için dua ediyorlar. Türkiye’de ki Müslümanlar ve Hıristiyanların Allah’tan istedikleri aynı, sadece ibadetleri farklı. Buda mutluluk verici bir tablo.

a26

Diğer yandan Pazar günleri yapılan ayinde kiliseye gelen Hıristiyanlar, kutsal Şarap ve mayasız ekmek yiyorlar. Bunun sebebi ise Hz. İsa’nın bedenini temsili olarak ekmeği, kanını temsili olarak ta şarap içiyorlar.

Papaz Efendi ile sohbet sırasında kiliseye gelenlere müminler veya cemaat diye hitap etmesi beni şaşırtmıştı. Sadece Müslümanların kullandığı bir terim sanıyordum. Ama anlamı Allah’a inanlar olduğunu aklıma getirdiğimde şaşkınlığımın yerini yine mutluluk veren bir tebessüm aldı.

a27

Dünyadaki farklılığı bilmek başka, yaşamak bambaşka. Ben memleketimi esas alarak şunu diyebilirim, Karacabey’de yetişen bir çocuk 20’li yaşlara gelene kadar karşısına farklı bir dinden insan çıkması pek mümkün olmuyor. Hatta farklı bir mezhepten dahi kimseyle tanışmıyor. 20’sinden sonra üniversite veya herhangi bir sebeple büyük şehirde bulunuyor. İşte bu noktada karşısına farklı bir mezhepten ya da dinden insan çıktığında hayal kırıklığına, şaşkınlığa uğrayabiliyor. Çünkü o yaşa kadar Türkiye’de ki herkesin Müslüman olduğunu sanıyor. Hele benim gibi hiçbir dinin çoğunluk sağlayıcı bir sayıda olmadığı Hatay’a düşerse…  Bir keresinde Arkadaşımla Mersin’de bir kilise’de ayine katıldığımızda Kilisedeki Türkçe ilahiyi duyduğunda ve kendi aralarında Türkçe konuştuklarını fark edince “E bunlar Türk gibi konuşuyor” diyerek şaşkınlığı belirtmişti. Sanıyor ki Hıristiyanların hepsi yabancı. Ama gerçek şu, yüzyıllardır bu topraklarda yaşan birçok Türk, Müslümanlıktan başka farklı din inanışları ile ibadetlerini sürdürüyorlar.

a28

Gezi boyunca bana Hatay’da öğretmenlik görevini sürdüren Karacabeyli Gülçin Koç’un Hıristiyan olan öğrencilerinden Maria Bayrakçıoğlu, İzabel Tokgözoğlu, Yağmur Bahçecioğlu, Christina Bayrakçıoğlu eşlik etti. Hepsi gerçekten tüm güler yüzlülüğü ve insancıl davranışlarıyla ayrı bir yer edindiler bende. Günün sonunda onlara Karacabey’de hiç Hıristiyan olmadığını, Bursa’da yaşayıp Kilise görmeyen birçok insanın olduğunu söyledim. Ve Hatay’a ilk geldiğim zamanlarda yaşadığım şaşkınlığı onlara anlattım. Onlarda benim daha önce hiç Türk Hıristiyan’ı ile karşılaşmamama ve Hatay’da gördüğüm bu manzaraya şaşırma şaşırdılar. Şaşıştık durduk desem yeridir hani… Ve onlara öğüdüm şu oldu, insanlar ilk anda sizin Hıristiyan olduğunuzu duyduğunda şaşıracaklar. Belki o an beklemediğiniz tepkiler ile karşılaşacaksınız… Ama onlara zaman verin. Çünkü çoğu Türkiye’de sadece yabancı ülkeden gelen ve kökenleri yabancı olanların Hıristiyan olduklarını düşünüyor olacaktır. Benim gibi onlarda zamanla bu farklılığa alışacaklar ve sizinle arkadaş olmaktan büyük haz alacaklar. Buna eminim.

Bu gezimin notu olarak sizlere farklı dinlerin inananlarıyla iletişim kurmanın tarifsiz bir duygu olduğunu söylemeliyim. Ve bunu unutmayın Türkiye Cumhuriyeti’nde ve Osmanlı Devletinde yüzyıllardır biz onlarla yaşıyoruz. Onlar da sen ben kadar Türk. Onlar da Atatürk Milliyetçisi. Onlarda bizim gibi Atatürk’ü sayıyorlar, seviyorlar ve hayranlar. Onlarda Bu ülke için kan döken şehitlerimize dua okuyorlar. Onlarda Türk olmaları ile gurur duyuyorlar ve bu ülkenin bütünlüğü için evlatlarını askere gönderiyorlar. Onlarda bizim gibi Türk sanat müziğini dinliyorlar. Onlarda akşamları evlerinin önünde oturup sohbet ediyorlar.

Eğer Yunan askerleri kurtuluş savaşı sırasında Karacabey’de ki Rumlara baskı yapıp zorla götürmeselerdi yanlarında, Karacabey’de Hatay gibi hoşgörüsü ile Türkiye’nin yanı sıra dünyaya örnek olacaktı. Bundan zerre kadar şüphem yok. Bu hoşgörünün en güzel ispatı; Rumlar, Yunan askerleri tarafından Karacabey’den zorla götürülürken çocuklarını Karacabey’de bırakmaları. Evlatlarını sonu belli olmayan bir göçte yanlarına almaktansa, birlik ve bütünlük içinde yaşadıkları Karacabey’de ki komşularına emanet ettiler. Çünkü Karacabey halkına güvendiler. Ve canlarının yarısını, yavrucağızlarını bize emanet edip gittiler.

Yazımda benimle samimi bir şekilde ilgilenen, Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi Papazı Bulos Cebrail Kuşoğlu’na, gezi boyunca benimle yakından ilgilenen Maria Bayrakçıoğlu, İzabel Tokgözoğlu, Yağmur Bahçecioğlu, Barbara Çobanoğlu, Christina Bayrakçıoğlu’na ve öğretmenleri Gülçin Koç’a yürekten teşekkürlerimi sunuyorum. Başka bir yazıda görüşmek üzere…

10 Cevap ““Türk Hıristiyanları””
  1. özlem diyor ki:

    bitince şaşırdım….
    sankı bende ordaymışım gibi geldi . . .
    çok güzel olmuş, içtennn tebrik ederrim :)

  2. Yiğit Eroğlu diyor ki:

    Emeğine sağlık çok güzel bir yazı olmuş… Alevilikle ilgilide bir araştırma yapmalısın alperciğim ;)

  3. Nebil Bayrakcioglu diyor ki:

    Cok güzel bir yazi olmus, elinize saglik. Bende Hatay Altinözü sarilar mah. yurt disinda yasiyan bir ferdiyim.

  4. Hayrettin YEŞİLÇİMEN diyor ki:

    Güzel bi yazı olmuş.
    Eline emeğine sağlık, yeni yazılarını bekliyoruz Sayın TÜYDEŞ

  5. Okan ÇABUK diyor ki:

    Merhaba Arkadaşlar,

    Bir müslüman olarak orada yaşadığını düşündüğüm bir asker arkadaşım vardı, İlker Abdullah BAYRAKÇIOĞLU, hani derler ya adam gibi adam gerçekten adam gibi adamdı, şimdi çok fazla görüşemiyoruz, ancak bazen geceleri bu konularsa sohbet ederdik… Ben milliyetçi bir insan olmama rağmen İlker kadar saygılı bir müslüman bile bulmak zordu bu hayatta… Örneğin ramazan ayında askerde oruç tutan arkadaşlarımız vardı, İlker ise dini gereği böyle bir durumu bulunmamaktaydı, ancak ben İlker’ in 30 gün boyunca elinde bir yemek ile asla görmedim ama içimizdeki müslüman geçinen arkadaşlarımızın umrunda bile değildi… Bu yüzden derim ki, Allah, dünyaya gelen hiçbir bebeğe sen müslüman mı olacaksın, Hristiyan mı olacaksın vs. birşey sormadığı için yaşamımızdaki insanların nerden geldiği değilde nasıl adam gibi adam olduğu önemlidir diye düşünmekteyim…

  6. Can Sucuoğlu diyor ki:

    merhaba ben de hatay sarılar mahallesi nde yaşayan bir hristiyan ım bu güzel yazı için çok teşekkür ederim

  7. Neval Balıkçıoğlu diyor ki:

    merhaba bende hatay altınözünde yaşayan bir hristiyanım.çok güzel bir yazı olmuş .tam anlamıyla duyguların tercümanı derler ya öle olmuş.dilinize yüreğinize sağlıkk.

  8. Stefani Bolatoğlu diyor ki:

    merhaba ewet neval ablaya katılıyorum mükemmel yazı olmuş gerçekten tebrik ederim elinize sağlık..

  9. Christina Bayrakçıoğlu diyor ki:

    Alper çok gzl bir yazıı olmuş…..ßaşarılalrının devamını dilerimm ….

  10. berna balıkcıoglu diyor ki:

    slm bnde sarılar mahallesınde yasayan bır hrıstıyanım….!bu yazı ıcın cok cok tesekkur edıyorum….yazzanın elıne ayagına saglık…..!

  11.  
Cevap yaz